Gelin Şu Hastalıktan Vazgeçin

Eleştiri kolaydır, zor olan iyi şeyleri de söyleyebilmektir. Bizde hemen her konuda genellemeci bir tutum hakim. Bir partiye karşıysanız doğrularını, bir partiyi tutuyorsanız yanlışlarını göremiyorsunuz. Bu da siyaseti bir kör dövüşüne çeviriyor, ona olan güveni sarsıyor.

Elazığ depremine iktidar zamanında müdahale etti. Bunu depremzedeler de söylüyor. Bu yönüyle takdiri hak etmiştir.  Bu sarsıntı sanki bütün Türkiye’yi salladı bir nevi erken uyarı sistemi oldu.

İnsanlar, sivil toplum kuruluşları yardım yarışına girdiler. Parti liderleri Elazığ ve Malatya’ya koştu. İstisnasız her partinin belediyeleri oradaydı. AK Partilik, CHP’lilik, İYİ partililik, MHP’lilik,Gelecek Partililik unutuldu. Türkiye her felakette olduğu gibi tek partili oldu, o parti Türkiye partisi amblemi ay yıldızdı.

Türk milletinin felaketler karşısında gösterdiği bu yüksek duyarlılık her övgünün fevkindedir. Birbirimizin yaralarını sararken eşsiz bir dayanışma sergiliyoruz, keşke siyaset yaparken de daha duyarlı, daha olumlu bir dil kullansak. Ölüm karşısında o sert, o agresif dil insanın suratına şamar gibi iniyor. Ölüm size, değer miydi o kadar hırsa, patırtıya, düşmanlaştırmaya diye haykırıyor.

Demek ki parti farkı bazı hallerde hiç bir anlam ifade etmiyormuş, daha güçlü bağlar, daha derin ortaklıklar bir anda bu farkları anlamsız hale getirebiliyor. Gelecek Partisi lideri Sn. Davutoğlu ile beraber ben de deprem bölgesine gittim. Çadırları dolduran Elazığlıların mağduriyetleri içimi kanattı. Kış ortasında evsiz, barksız kalmak kolay değil. Ama o mahrumiyete rağmen Elazığ’ı her zaman olduğu gibi vakarlı gördüm. Sn Davutoğlu, çadırları, hastaneleri, taziye evlerini tek tek dolaşarak gönül aldı.

Elazığlılar bir an önce deprem yaralarının sarılmasını bekliyor. Bilhassa barınma sorunu çok önemli. İnsan hayatı köprülerden, kanallardan,AVM’lerden daha değerlidir. Devlet imkanlarını önce vatandaşlarının sağlığı için harcamalı, ondan sonra diğer konuları düşünmelidir. Bakanların bir kısmının bölgede olması önemli, bu insanlarımızın devleti yanlarında hissetmelerine neden olur. Ama yakınmalar da var, hasar komisyonlarının girmeyin ağır hasarlı dediği bir çok bina sahibine sonradan gelen telefonlarda evlerinin az hasarlı, oturulabilecekleri vurgulanmış.

Yani yerinde yapılan tespitlerle kendilerine telefon yoluyla yapılan tebligatlar arasında tenakuzlar söz konusu. Devlet, millet varsa vardır,az masraf çıksın diye yapılan her yanlış ileride telafisi ve vebali telafi edilemeyecek sonuçlara neden olur. Bölgede birazda Suriyelilerden şikayet var, bir çok depremzede yapılan yardımlardan yararlanmak için çevre illerden Suriyelilerin geldiğini, ve yardımların amacına ulaşmadığını söylüyor. Ne yazık ki, Suriyeliler meselesi giderek büyüyor. Esat’ı devirme hırsı büyük bir maliyet olarak milletin sırtına bindi. Ortada bir iskan politikası yok, herkes elini kolunu sallayarak istediği yere gidebiliyor. Misafir kendisini konuk edenden hesap soracak duruma geldi. Bir Elazığlı, “misafir çocuğumu döverse bunu hazmedemem” dedi. Bu mesele ensar/ muhacirin hikayeleri ile bertaraf edilemez. Ortada doğru dürüst bir politika yok.Kuzey Suriye usul usul boşaltılıp, sorunları Türkiye’ye ithal ediliyor.

Plan belli, Suriye en az üç parçaya bölünüyor, bir Süryani, bir Kürt, bir de sunni bölgesi. Türkiye’ye sürülenlerle de Türkiye’nin milli devletten vaz geçerek  federatif bir yapıya dönüşmesi hedefleniyor. Bundan sonra Türkiye Türklerden ibaret değildir sözünü daha yüksek sesle söyleyeceklerdir. Misafir ev sahibini bastırırsa kimse şaşırmasın. Başta söyledim bu deprem bir uyarıydı, daha büyük yıkımlarla karşılaşmamak için Elazığ/Mlatya depremi fırsata çevrilir, özellikle İstanbul için hazırlık yapılırsa bir felaketten çıkarmış olduğumuz dersle daha büyük bir felaketi önlemiş oluruz. Gelin şu inşaat, AVM rantından vazgeçin, önce milletin sağlığını, huzurunu, hayatını düşünün.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: