İrfan Sönmez’in “Self-determinasyon, ayrılma teşebbüsleri ve Kürtler” isimli yeni kitabı çıktı. Sönmez, uzun zamandır Türkiye’nin en yakıcı sorunu olan -bölücülük- üzerine çalışıyor.

Daha önce yayınlanan, Ana Dille eğitim, Milliyetçilik ve AB hukukunda, dilin ulus inşa etmede önemini anlatmış, çoğu etnik ayrılıkçı hareketlerin niçin ısrarla ana dilde eğitim istediklerini bütün çıplaklığı ile ortaya koymuştu.Bu kitabı okuyan herkes dilin bir iletişim aracı olmaktan öte anlamlar taşıdığını görmüştü. Ardından, “Kürt sorunu mu, Devletleşme sorunu mu?” isimli kitabı yayınlandı. Kısa zamanda tükenen kitabında Sönmez, Kürt sorununun aslında bir inşa olduğunu, onu var edenin milliyetçilik olduğunu ve bunun bir devlet talebi olduğunu ortaya koymuştu.

Şimdi de Self Determinasyon, Ayrılma Girişimleri ve Kürtler isimli kitabı ile meselenin başka bir yönüne ışık tutuyor.
Self determinasyon bilindiği gibi kendi kaderini tayin anlamına geliyor. Bu prensip ilk defa ABD başkanı Wilson ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerinin lideri Lenin tarafından uluslararası toplumun gündemine getirilmiş, Osmanlı İmparatorluğunun parçalanmasında da bir anahtar işlevi görmüştü.

Sonraları uluslararası hukukun bir parçası haline geldi ve İkiz Sözleşmelerin ortak birinci maddesi ile de bir insan hakkı olarak kodlandı. Bugün insan haklarının ulus içi sorun olarak görülmediğini söylersek prensibin ne kadar önemli ve istismara açık olduğu kendiliğinden anlaşılır.

Self Determinasyonun iki veçhesi var birincisi iç self determinasyon, bir ülkedeki bütün halkın ülkenin nasıl yönetileceğinde söz sahibi olması ve toplumun kendi kaderinde söz sahibi olması anlamına geliyor ve aslında demokratikleşmeye tekabül ediyor. ötekisi ise ayrılmaya kadar giden dış self determinasyon. İşte günümüzde self determinasyonu uluslararası hukukun en çok konuşulan konularından biri haline getiren de bu yönü. Dünyadaki etnik/bölücü hareketlerin birçoğu bu hakka dayanarak ayrılık taleplerini meşrulaştırmaya çalışıyor.

Sönmez, kitabında önce yerli ve yabancı kaynaklardan bu hakkın tanımını sınırlarını çiziyor, ardından devletlerin tanınması ve Self-determinasyon uygulamaları hakkında güncel örnekler veriyor.  Filistin, Çeçenistan, Kosova gibi toplulukların self determinasyon haklarını masaya yatırıyor. Ama kitabın ana teması ve merkezi Türkiye Kürtleri. Bazı çevrelerin Kürtleri sömürge olarak takdiminden başlayarak bu konuda partilerin, gurupların görüşlerini aktardıktan sonra Türkiye Kürtlerinin self determinasyon hakkı olup olmadığını veciz ve tamamen objektif bir şekilde ortaya koyuyor. Yazarın bu konuda hangi sonuca vardığını uzun uzun anlatmak istemiyorum, onu okuyucularımızın bu kıymetli eseri alarak okumalarına ve kendi gözlemlerine bırakıyorum.

Türkiye’de bu konuda ciddi bir entelektüel mücadele var. Bölücü çevrelerin her gün kendi tezlerini öne çıkaran birkaç kitabı yayınlanıyor. Hepimiz biliyoruz ki fikir birliği olmadan eylem birliği olmaz. Bir ülkenin müdafaası silahtan, toptan, tüfekten önce fikir sahasında kalemle olur. Bu mücadeleyi kazanan sahadaki mücadeleyi de kazanır. Ne yazık ki okumuyoruz, anlaşılmaz bir uyuşukluk ve nemelazımcılık içindeyiz. Biz sustukça kardeşi kardeşten ayırmak isteyenler biraz daha mesafe alıyor.

Fikir hayatımıza ve bölücülükle mücadeleye çok önemli katkılarda bulunan bu tür kitapların yok satması lazım. Bir ülkenin bütünlüğüne gösterdiğimiz hassasiyet bu tür yayınların kamuoyunda gördüğü ilgi ile ölçülür. Sönmez’e bu güzide eserinden dolayı teşekkür ediyorum hem eserinden dolayı hem de uzun mahpusluk döneminden sonra herkese örnek olacak şekilde önce hukuk fakültesini bitirip, ardından yüksek lisans ve doktora yaparak bu tür ciddi eserlere imza atarak vatan mücadelesini kesintisiz sürdürdüğü için. Bu kitabı tüm okuyucularıma hararetle tavsiye ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: